|
CİNSELLİĞİN KISA BİR TARİHÇESİ |
Foucault ise cinselliğin batı ülkelerinde, dönem ne olursa olsun, hep saplantı halinde olduğu kanısında. Bunu demekle şunu kastetmektedir; Batı ülkelerinde cinsellikten pek bahsedilmemesi cinselliğin, toplumdaki yerini daha da kuvvetlendirip, cinselliğe her yerde rastlanır hale gelmesini sağlamıştır. Eğer cinsellik, doğal bir olay olarak karşılansaydı, cinselliğin bugünkü toplumlarda önemi bu kadar olmazdı. Aynı zamanda, bu tarz yaklaşım olmasaydı, toplumumuzda rastladığımız değişik cinsel kimlikler de ortaya çıkmazdı kanısındadır Foucault. Foucault'a göre cinselliğin tarihçesine iki şekilde bakmak gerekiyor. Birinci bakış açısı; Çin, Japonya, Hindistan ve Roma İmparatorluğu'ndaki cinselliğe karşı tutumdan ortaya çıkıyor. Foucault buna "erotik sanat" adını vermektedir. Seks bir sanat, özel yaşanan bir tercübe olarak bakılıp, utanç verici veya kötü kelimelerle bağdaştırılmamaktadır. Seks gizli tutulmalıdır ama gizli tutulma sebebi burada çok önemlidir. İnanç şudur ki; eğer insan seks hayatını açıkça konuşursa, o zaman seksin gücü ve seksten alınan zevk kaybolmaya başlar. İkinci bakış açısı ise; batı ülkelerinden gelmektedir. Batıda tamamen farklı bir yaklaşım söz konusudur. Foucault buna "cinselliğin bilimi" adını vermektedir. 17. yüzyıldan beri batı ülkelerinde insanların cinsellikten bahsetme ihtiyacı olduğunu vurgulamaktadır. O kadar ki, sanki bu konuda konuşulmazsa seks gerçekleşmemiştir anlamını taşır gibi. Batı toplumlarında insanların cinsel kimliklerini açıkça ortaya koyma eğiliminde olduğunu da vurgulamaktadır. Bu konuda da örnek olarak eşcinselleri göstermektedir. Dindeki baskıların, yani din kuralları çerçevesinde gerçekleşmeyen cinsel yaşamın, günah olarak adlandırılmasının da ters tepip, cinsel kimlikleri ortaya çıkartmakta payı olduğunu savunmaktadır. 16. yüzyıllarda çaba, cinsel hayatın kontrol altında tutulmasından yanaydı. Önemli olan, evli kişilerin cinsel hayatlarını kontrol altında tutup diğer cinsel ilişkilerin de kaale alınmamasıydı. Eşcinsel ilişkilerin günah olup, bu günahın zaman zaman işlendiği kanısı yaygındı. Bugünlerde ise eşcinsellik, bir cinsel kimlik olarak görülmektedir. 19. yüzyılda eşcinsel bir seçim, hayat tarzı halini almıştı. Foucault'un görüşüne göre, cinsel yaşamı toplumlarda belli kalıplar halinde tutmakta harcanan eforların sebebi şöyle; "İnsanların üremesi ve insan neslinin tükenmemesi." Toplumlara yerleştirilmeye çalışılan cinsel değer yargıların, cinsel kimlikleri ortadan kaldırmak için yapılmadığını, sadece ve sadece insan neslini devam ettirmek için yapıldığını savunmaktadır. Cinsellik konusunda belki de Foucault'un en büyük katkısı şudur; cinselliğin ve cinsel yaşamın doğal bir süreç olmadığını sadece bir sosyal yapıt olduğunu savunmasıdır. Yani cinsellik, cinsel yaşam veya eşcinselliği bulunduğumuz kültürel yapı altında inceleyebiliriz. Genel bir kavram olarak incelememizin bir anlamı yoktur. |